Sube Baskanimiz Sevban Yildirim, Kanal 54’te Yahya Bakir’in sun- dugu Kent Gündemi programina konuk oldu. Basörtüsü ve kamusal alanla ilgili sorulara cevap veren Yildirim, bütün sikintilarin temelinde, Cumhuriyet dedigimiz sistemin olmazsa olmaz sarti olarak laikligin görülmesi meselesi oldugunu belirterek, “Laiklik dedigimiz sistem de yeniden tanimlanmaya muhtaç bir kavram olarak karsimiza çikiyor. Eger laiklik, devletin bütün dini inançlara ve degerlere yasam alani açmasi, onun teminati ise, o halde ilkögretim, ortaögretim, yüksekögretim, kamusal alan tartismasi yapmadan, herkesin inançlarinin geregini yapabilmesi anlamini tasir” dedi.
1980’de cunta yönetimiyle birlikte kamusal alanda basörtüsünün, özellikle de üniversitelerde, yasak hale geldigini kaydeden Sevban Yildirim, sözlerini söyle sürdürdü:
“Aslinda bu süreç, 1950’li yillarda Celalettin Ökten Hocamizin kizinin basörtüsünden dolayi Tip Fakültesi’nden atilmasiyla baslamis oldu. Dolayisiyla bu süreç, 1980 yilindan sonra karsimiza çikmis olsa da, Türkiye’de yine var olan bir problemdi. Bunun temelindeki yaklasim, kurulan Cumhuriyet, Osmanli kültürü üzerine insa edilmeye çalisildi. Osmanli dedigimiz yapida, halki sekillendirmeye çalisan, tek tip anlayisi yoktu. Dolayisiyla ‘laiklik’ dedigimiz mesele, modern döneme ait bir sikinti olarak karsimiza çikmaktadir. Bu vatanda Osmanli’dan sonra kurulmus olan Cumhuriyet, yani devlet; yeni bir tip yaratma, yeniden degerler üretme iddiasiyla ortaya çikti. Basörtüsü meselesi de tam bu isin ortasinda olan bir meseledir. Yapilan degisiklikler hep bununla ilgilidir. Onun için Cumhuriyet kavramini bu noktada çok iyi idrak etmek gerekir. Aslinda sistemler tek baslarina iyi ya da kötü degillerdir. Önemli olan, bizim sistemden ne anladigimizdir. Mesela Cumhuriyet dedigimizde, hep sunlari duyariz: Cumhuriyet fazilettir, büyüklüktür, erdemdir, özgürlüktür, bagimsizliktir… Ama pratikteki uygulamalarina baktigimiz zaman, 87 yildir bu cografyada Cumhuriyet denildiginde, acaba bu mu anlasilmaktadir? Buraya bakmak lazim.”
Cumhuriyet, cumhura, yani halka ait olansa, Cumhuriyetin halkin degerleriyle kavgali olma ihtimalinin kesinlikle mümkün olmadigini vurgulayan Yildirim, “Cumhuriyet, mutlak anlamda halkin degerleriyle barisik olmalidir. Eger biz bu cografyaya baktigimizda, bu ülkede yüzde 99’unun Müslüman oldugunu söylüyorsak, yapilan anketlerde yüzde 70’e yakin bir kesim basörtülü ise, o zaman basörtüsü yasaginin Cumhuriyete dayandirilip bu millete yasak olarak sunulmasinin ve baski yapilmasinin hiçbir anlami yoktur. Iste o zaman bu hususta Cumhuriyetin kamuflaj oldugunu çok rahat söyleyebiliriz” seklinde konustu.
“Bütün sikintilarin temelinde, Cumhuriyet dedigimiz bu sistemin olmazsa olmaz sarti olarak laikligin görülmesi meselesi var” diyen Yildirim, söyle konustu:
“Laiklik dedigimiz sistem de yeniden tanimlanmaya muhtaç bir kavram olarak karsimiza çikiyor. Eger laiklik, devletin bütün dini inançlara ve degerlere yasam alani açmasi, onun teminati ise, o halde ilkögretim, ortaögretim, yüksekögretim, kamusal alan tartismasi yapmadan, herkesin inançlarinin geregini yapabilmesi anlamini tasir. Ama Türkiye’de maalesef böyle bir sikinti var. Mesela kapali olanlar, dindar olanlar, basi açik olanlara basinizi söyle açmalisiniz, saçlarinizi perma yaptirmalisiniz ya da küt kestirmelisiniz gibi tartismanin içine hiç girdiler mi bugüne kadar? Bu ne kadar saçma bir sey ise, böyle bir tartismaya girildiginde, özgürlüklerden yana olan bizler, yine buna nasil karsi olacak isek, bu durumda da bu mesele; iste su sekilde örtünmeli, su yasta örtünmeye baslanmali gibi degerlendirmeler bizim karsi çiktigimiz durumlardir. Ayrica bu konu, tam anlamiyla bütün mezhep imamlarinin ve sonraki dönemde bütün ümmetin içtihat ettigi, üzerinde ittifak ettigi bir konudur. Basörtüsü meselesi, tartismaya açilamayacak kadar net bir meseledir ve Müslüman hanimlar için farzdir.”
Sevban Yildirim, “Kamusal alanda basörtülü hanimlarin görevlerini ifa etmesi rejimi tehdit eder mi” sorusunu, “Kamusal alanda basörtülü hanimlarin görevlerini ifa etmesi rejimi kesinlikle tehdit etmez. Basörtüsü yasaginin temelinde iki yaklasim var. Birincisi, laiklik ilkesi… Laiklik ilkesinden hareketle, 1998 yilinda üst kurul toplandi ve bu üst kurul vermis oldugu kararda basörtüsü yasaginin laiklik ilkesine aykiri olmadigini iddia etti. Yani yasak, laiklik ilkesine aykiri degildir. Hâlbuki laiklik ilkesinin oldugu ülkelerde, inançlar, bu inanca bagli ibadetler devlet tarafindan güvence altina alinmistir. Yani, devlet dine müdahale etmemektedir. Bu açidan baktigimizda basörtüsünün serbest olmasi kamusal alanda, hastanelerde, neresiyse orada yer almasi laiklige aykiri degildir. Ikincisi, diyelim ki basörtüsü ideolojik anlamda bir simgedir. Ama hukuksal düzenlemelerde asil olan sey, benim yaptigim isle ilgili benim ne söyledigimdir. Bu isin hukuki karsiliginin olabilmesi için benim beyanim dikkate alinmalidir. O halde basörtüsünü takanlar, biz bunu ideolojik bir simge olarak takiyoruz, biz rejimi degistirmek istiyoruz, biz Cumhuriyet düsmaniyiz ve basörtüsü de bunun simgesidir, diyerek mi takiyorlar?” diyerek cevapladi.
Cumhuriyetin kadinlara özgürlük verdigi iddiasinin kocaman bir yalan oldugunu, Cumhuriyetin bu ülkenin kadinlarina özgürlük alani açmadigini dile getiren Yildirim, sözlerini söyle tamamladi:
“Bugün özgürlük talebinde bulunanlar, basörtülü olanlardir. Basörtüsü yasagini reva görenler, geleneksel anlamda basörtüsü takanlara, yani kentte yasamayan, üniversite okumamis annelerimizin, anneannelerimizin, babaannelerimizin basörtüsüne karismadilar. Kamusal alanda yer alma iddiasinda bulunan ve bu anlamda modern olan, kentli olan, medeni olan üniversiteli kizlarimizin basörtüsünü yasaklamaya çalistilar. Çünkü asil mesele, basörtüsü meselesi degildir. Mesele, basörtüsünü bilinçli bir sekilde takanlar. Bu kizlarimiz üniversite okuyup bir tarafta sistemle, basörtüsü yasakçilariyla mücadele ederken, ayni zamanda aileleriyle de mücadele ettiler. Dolayisiyla onlar, aslinda modernlesme, çagdaslasma bu sekilde de olabilir, iddiasindaydilar. Biz bu kiyafetimizle, basörtümüzle de sehirli olabiliriz, modern olabiliriz iddiasiyla ortaya çiktilar (Modernlesme, medenilesme, çagdaslasma gibi terimleri yasakçilarin literatürüyle söylüyorum).”